
ABD’de görüşmelerimde iki şeyi vurguladım. Birincisi, politik istikrara kanmayın. Sopa korkusuyla istikrar olmaz. Nitekim bizdeki de her yerinden çatlıyor. İşsizlik o boyuttaki ki millet artık Suriyeli avına çıktı. Çok tehlikeli yeni bir etnik gerginlik vektörü doğdu. Siz Kılıçdaroğlu yürüyüşü ile alay ede durun, bir muhafazakar-İslamcı basında yer alan suçlama ve hakaretleri görseniz, AKP’nin bu yürüyüşün yansımalarından nasıl korktuğunu göreceksiniz. Çünkü, bu ülkede adalet gerçekten yok ve yürüyüş toplumun her kesiminden geniş onay görüyor. Bir de uluslararası alanda tamamen yalnız kaldık kardeşim. Dost ve kardeş Araplar’la da aramıza kara kedi girdi. Odin’e her gece bir geyik adak kesiyorum ki Katar şu krizden sağ salim çıksın, yoksa tek kuruş Arap parası girmez bu ülkeye. Rusya Afrin’e girmeyin dedi, zaten ABD de 15 Temuz darbesini örgütlemiş, Almanya bir numaralı düşman. Bu “onurlu yalnızlığın” ekonomik maliyetini ödüyoruz ve ödeyeceğiz.
Ama bizi 2018 ortalarında erken seçime götürecek olan siyasi gerginlik ve AKP’nin kendi tabanı başta her cephede puan kaybetmesi değil sadece, çok övündüğü ekonomik büyüme de hormonlu ve en geç sene sonunda yerini uzun soluklu bir durgunluğa bırakacak. Vatandaş “yeter artık” diyecek.
Zaten öyle TUIK’in iddia ettiği gibi %5 filan da büyüme yok, en fazla %3 derim. TUIK hile mi yapıyor? Haşa, ama veri toplama ya da hesaplama yönteminde bir arıza var, aylık veri ve anketlerden bir türlü milli gelir hesabına ulaşamıyoruz. Size basit bir örnek vereyim. İç talep %5 büyümüş, nasıl büyür ya, şu zayıf istihdam ve reel ücret artışına bakın (maalesef İngilizce):
Ayrıca enerji ve altın dışı ithalatı da yakından takip ediyorum, ilk altı ayda daralıyor. Siz hiç tüketimin patlama yapıp mal ithalatının daraldığı bir dönem gördünüz mü?
Neyse, konum bu değil. Büyüme %5 de olsa, %3 de olsa sürdürülemeyeceği. Büyümenin 3 kaynağı var. Birincisi bütçe açıkları (harcamaları), ikincisi KGF ile beslenen kredi furyası. Üçüncüsü ise ihracatta fevkalade keyif veren artış. İhracatçıları alkışlarım. Bu sene %10-12 büyürüz dolar bazında, ama ihracatın payı GSYIH’da o kadar küçük ki, ihracatla kalkınamayız.
Diğer iki kalem ise sürdürülemez, nedeni ise orta okulda iki kez sınıf tekrarlamama sebep olan “havuz problemi”. Yani havuzda delik var, saatte x miktar su kaçırıyor, ama 2 hortumla saatte y ve q miktar su ilave ediyoruz. T saat sonunda havuzdaki suyun miktarı kaç litre değişir? Bana ne? İçine klor atın.
Türkiye’de finans sistemi bir havuz. Kredi ve bütçe açıkları bu havuzdan kaçan su. Tasarruflar, TCMB’nin bastığı para ve dışardan gelen para ise hortumla havuza fışkırtılan su. Eğer bütçe açığı ve kredi miktarı TCMB’nin bastığı para, tasarruflarda değişim ve dışardan gelen parayı aşarsa havuz boşalır, büyüme durur.
İşte bizde durum bu. Yok canım diyeceksiniz, hemen ispat edeceğim. Dışardan sıcak para girer, bankalar da net F/X borçlanma yapar, cari açıkla da para çıkar. Bunların net-net bakiyesi de TCMB’ni brüt rezervleri olur. Bakın TCMB’nin brüt rezervleri ne durumda:
Rezervlerin yatay seyretmesi demek TCMB’nin yüksek dolaşım gücü olan para basıp piyasaya kalıcı fon sağlayamaması demek.
Peki tasarruf havuzu ne durumda? Lütfen aşağıdaki kredi-mevduat tablosunu dikkatle inceleyin:
Son bir yılda krediler ne kadar büyümüş? %23.4. Mevduat ne kadar büyümüş Abisi? %20.9. Havuz boşalıyor yani. Aslında bu kadar dolambaçlı ispatlara da gerek yok, kredilerin mevduattan hızlı büyüdüğünü size hızla yükselen mevduat faiziyle de ispat ederim, basit bir arz-talep dengesi problemi:
Bankaların daha fazla kredi vermesi için faizlerin daha da yükselmesi lazım. Bunu da ispatlayayım size hemen. Aşağıdaki alıntı TEB Yatırım’dan:
“ Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından yayınlanan aylık verilere göre bankacılık sektörünün Mayıs dönemindeki toplam karı 3,714 milyar TL oldu. Bu rakamlar yıllık bazda %19 artışa denk gelirken aylık bazda %12 daralmaya işaret etmektedir. Aylık özsermaye karlılığı %13.7 olurken aylık bazda 2,1 puan düşüş göstermiştir.
5 aylık toplam kar rakamı yıllık bazda %50 artış göstermiştir. TL mevduat-kredi marjı aylık bazda 33 puan gerilemiştir. Bunun temel sebebi, TL mevduat maliyetlerinde 53 baz puanlık artış olması ve net trade zararları Nisan ayındaki 0,65 milyar TL’den 1,2 milyar TL’ye yükselmiştir”.
Bakınız, bankalar değerli hükümetimizin yüzü suyu hürmetine, mevduat maliyet artışını kredilere yansıtmıyor, özsermaye karlılığından fedakarlık ederek kredi veriyor. %13 özsermaye karlılığı yetersiz, en az %15 lazım. Yakında ya kredi faizleri patlayıp şirket ve bireylerin ödeyemeyeceği düzeye gelecek, ya da bankalar mecburen kredileri kesecek. Büyümenin en önemli motoru duracak.
Peki, Maliye Bakanlığı bütçe harcamalarını hızlandırarak durgunluğa çare olabilir mi? Teorik olarak olur da, o da havuz probleminden mağdur. Mayıs sonunda net borçlanma oranı %130’a yükselirken, ihalelerde ortalama faiz de %11 oldu. Yani Hazine artık banka ve finans-dışı kesimle rekabet ediyor fon pazarında. Daha fazla harcaması için daha fazla borçlanması lazım, o da faizleri yükselterek birey ve şirketlerin borçlanmasını engeller.
Peki TCMB para basabilir mi? Sıkıysa bassın. Güney Afrika’da fil osursa, TL değer kaybediyor, TCMB para politikasını gevşetti algısı yayıldığı anda dolar/TL yine 4.00’a gider, mola almadan.
Yıl bitti, su bitti gardaşlar. Birinci çeyrekte depoya doldurulan gaz 3cü çeyrek sonunda biter. Sene sonunda da KGF fonu vasıtasıyla verilen kredilerin geri ödenmeyeceği gerçeği ortaya çıkar ve bankacılık sistemi kara kara düşünmeye başlar. Hükümet dışardan 5-10 milyar dolar borçlanarak seçmene son bir ulufe dağıtır ve seçime gider.
Atilla Yeşilada
Kaynak: http://www.paraanaliz.com/2017/yazarlar/hormonlu-buyumenin-sonu-uzun-durgunluk-13408/