Nörobilimcilere Göre, Stressiz Bir Yaşam İçin Bu Şarkıları Dinlemeliyiz!
30 Kasım 2016
Yönetmek mi yoksa liderlik etmek mi?
10 Aralık 2016
Tümünü gör

Arkadaşlar, Çin’i konuşmalıyız!

asd

2017 yılında dünyayı pençesine alabilecek en büyük ve  halen en az tartışılan tehdit Çin ekonomisinin sendelemesi olacak. Global fonlar Beijing’in 2016 başında para birimi yuan’ı rekabetçi bir devaluasyon sürecine sokmayacağını çakınca, Çin’e ilgisini azalttı. Ardından gelen göreceli “iyimser” veriler ekonominin istikrar kazandığı yanılgısını yaydı ve Çin’den gelecek şoklara karşı hassasiyetimizi yitirdik. Trump’ın Çin mallarına %40 gümrük vergisi tehdidi bile “Çin’e bihalt olmaz” düşüncesini sarsmaya yetmedi.

Bu büyük bir hata. Çin ekonomisinin temelleri iyice gevşedi, depreme hassas. Çin sendelerse, 2017 yılında iyi performans göstererek Trump şokunu geride bırakması beklenen Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) topu atar. En önemlisi, Çin ve Türkiye gittikçe birbirine benziyor. Çin’i okuyarak başımızın ne büyük bir belaya girdiğini çözümleyebiliriz.

Çin iyimserleri son 2 ayda güçlenen resmi PMI gibi endikatörler ve GSYIH büyümesinin %6.7’de sabitlenmesine bakıyor, ve bu rakamların altında yatan sıkıntıları sorgulamıyor. Halbuki, bir çok kaynağa göre, büyüme rakamları hormonlu, gerçek büyüme %4-5 civarında olabilir. Daha da önemlisi, büyüme ivme kaybediyor.  Özel sektör aktivitesinin nabzını tutan Caixin PMI Kasım’da 0.3 puan geriledi, halbuki dünya PMI 0.1 puan artış göstermişti. Çin için çok önemli olan ihracat siparişleri bir türlü yükselmiyor.

Çin’de büyüme artık çok dar kanallara sıkıştı. İki kaynak kaldı. Birincisi, kamu güdümündeki bankalar KİT’lere sınırsız kredi veriyor, bunlar da katma değeri  düşük malları üretip duruyor. İkincisi, emlak spekülasyonu. Akıl almaz bir inşaat faaliyeti var. Dinamik ve girişimci, yüksek katma değer üreten, hizmetlere ağırlık veren özel sektörün krediye erişim problemi devam ediyor ve yatırımları neredeyse durma noktasında.

Çin kapalı bir ekonomi ve Trump’ın  küresel piyasalarda başlattığı güçlü dolar-yüksek ABD DİBS faizi fırtınası olmasaydı, belki de bu sistem uzun süre devam ettirilebilirdi. Ama şimdi yolun sonuna gelmiş olabiliriz. Öncelikle, aşırı kredi büyümesi iyi yönetilemedi, (yönetilemez de zaten) bir miktarı ister istemez finansal piyasalara aktı, orada getiri kalmayınca da emlak ve emtialarda spekülasyon başladı. Beijing ister istemez emlak pazarına müdahele etti. Emlakta spekülatif balonun sönmesi ile inşaat ve ona bağlı olan demir-çelik, cam, vs gibi sektörlerde faaliyet ister istemez yavaşlayacak.

Ama asıl sorun doların güçlenmesi ve ABD faizlerinin yükselmesinden kaynaklıyor. PBoC (Çin Merkez Bankası) da BoJ ve  AMB gibi çok gevşek bir para politikası uygulayıp, faizleri suni olarak düşük tutuyor. Ülkede enflasyon son bir kaç ayda yükselmeye başlayınca, yuan bazında mevduat faizleri cazibesini yitirdi, ve imkanı olan herkes yurtdışına sermaye kaçırmaya çalışıyor. Geçen ay Çin’in F/X rezervleri 20 milyar dolar daha azaldı.

Bu kaçış PBoC’nin para politikasının altını oyuyor. Düşünün, PBoC para basıyor,ama para kredi ve yerel tüketim-yatırıma değil, yurtdışına, dolar menkul kıymetlere gidiyor.Hem para biriminiz değer yitiriyor, hem de ülkede finansal koşullar bir türlü gevşemiyor.

Durumun vahametini çakan Beijing bir kaç koldan sisteme müdahaleye başladı. Önce, PBoC repo pazarında likiditeyi çekerek bono-tahvil pazarında sert satışları tetikledi. Ardından, bankalara kredileri yavaşlatmaları emredildi. Sonra, yuan’ın konvertibilitesi resmen değilse bile fiilen askıya alındı. Öyle ki, kanunen serbest olan yabancı sermayeli şirketlerin temettü ödemeleri ve daha bir kaç ay önce devlet teşvikine mazhar olan doğrudan dış yatırımlar için bile fon transfer etmek artık nerdeyse imkansız deniyor.

Beijing’in gerçekleştirmek için büyük çabalar harcadığı dış doğrudan  yatırımlar ve yuan’ın konvertibilitesinden bir anda vazgeçmesi, sermaye kaçışı sorununu ne kadar ciddiye aldığının bir simgesi.

Burada hemen bir parantez açarak, Türkiye’ye döneyim. Beijing kol kesmeyi biliyor. Birbiri ile çakışan hedefler ortaya çıktığında, hangisinden vazgeçeceğini iyi hesaplıyor, ve acı verse de gerekeni tereddüt etmeden yapıyor. Bizde ise öyle değil.Hem büyüyeceğiz, hem cari açık düşecek, hem de TL değer kaybetmeyecek. Mümkün değil ki? Ama ne yardan ne de serden vaz geçmek yok.

Neyse, Çin’e dönelim. Doların gücünü sürdürmesi bir başka tehlike daha arzediyor. Çinli şirketler Türkiye ile birlikte dünyanın en fazla F/X kredi kullananları. Nakit akımları da zayıf, çoğu karsız yatırımlar yapıyor, üretimde kar marjları düşük. Artık dış borç ödemelerinde daha fazla zorlanacaklar. PBoC’nin zımni olarak faiz artırması ve bankaların kredilerde frene basması da F/X kredilerin yuan kredilerle ikame edilmesini zorlaştırıyor.

Eğer küresel koşullar böyle devam ederse,Çin bir dizi problemle baş etmek zorunda kalacak. Birincisi, şirketler batacak ya da bono-tahvil pazarında temerrütler artacak.Belkibir finansal panik yaşayacağız. İkincisi, emlak pazarında spekülasyonun engellenmesi ile yatırım amaçlı ve yüksek kaldıraçlı mal alanların toplu satışa geçmesi riski var. Üçüncüsü, eğer yabancılar da Çin’in zor durumda olduğunu sezip satarsa,  yuan aniden sert değer kaybedebilir. Dördüncüsü, sermaye hesabı üstünde baskı sürer, piyasadaki para arzı spekülatif balonlara yöneldiği sürece, büyümeyi teşvik etmenin yolları azalıyor.

Ekonomi de organik büyüme üretemediği için uzmanların öngördüğünden daha geniş kapsamlı bir yavaşlamaya hazır olalım.Eğer Çin’de büyüme tahmin edildiği gibi  %6.5 değil, %6 veya altına gerilerse, emtia üreticileri, Asya’da yarı mamul üretenler ve Almanya gibi Çin’e yatırım malı (makine)   satanlar da zarar görür. Daha da önemlisi Çin’de mali sarsıntı Gelişmekte Olan Piyasaların toparlanmasını geciktirip paranın çok uzun süre Gelişmiş Piyasalar veya likit fonlar, DİBS gibi güvenli limanlarda kalmasına yol açabilir. Eğer Çin’de temerrütler çoğalırsa küresel bankalar bizim gibi ülkelere kredi vermekte nazlanabilir ya da faizleri yukarı çeker.

Eminim Çin’de bir sarsıntı yaşansa, Ankara yine “bize ne?” “teğet geçer!” “vızt” diye tepkiler verecektir. Moody’snot   indirdiğinde de aynı şeyler söylenmişti, o günden bu yana bono-tahvilde  yabancı satışları durmadı.

Siz kanmayın,  Çin’i okuyun, cayırtı sesleri duyunca, yağmurluk giyin.

 

Atilla Yeşilada

Kaynak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir