Bilgiye Ulaşmak
2 Kasım 2016
Gelişen Piyasalar’ın modası geçti mi?
14 Kasım 2016
Tümünü gör

AB ilişkilerinde kırılma noktası

ab

Eşşeği öldürene sürükletirlermiş. Amerikalılar Trump’ı seçti, şimdi onlar uğraşacak. Her ülke hakettiği gibi yönetilir, ABD de boyunun ölçüsünü alacak elbet. Ben çok rahatladım. ABD başkanlık yarışının belirsizliği bir çok konuda dahiyane fikirlerimi sizlere paylaşmamı engelliyordu. Derin bir buhrana girmiş, günde iki hevenk muz yer hale gelmiştim. Şimdi ışık hızıyla yazacağım. Ama başlama noktası Trump değil, o Ocak ortasına kadar görevi devralmayacak. Türkiye açısından en acil konu AB ile ilişkiler oluyor. İlişki çok yıprandı ve üyelik artık hayal oldu, ama AB resmen görüşmeleri dondurabilir mi?  Ardından ekonomik yaptırımlar uygulamaya cesaret edebilir mi?  Bu adımlar atılırsa, kim zararlı çıkar?

Türkiye’nin artık felsefi olarak AB’nin uygarlık projesinde yer almadığı kesin!

Bu AKP’nin çabası sonucu değil, büyük ölçüde toplumun daha milliyetçi ve muhafazakar bir yönde evrilmesi sonucu gelişti. AB de gittikçe yabancı ve göçmen düşmanı bir yörüngeye savruluyor, 80 milyon Müslüman nüfusu ile aktivist biçimde dini değerlerinin mücadelesini yapacak Türkiye’yi bağrına basmayacağı kesin. Ama AB ile ekonomik entegrasyon hayati değer taşıyor. İhracatımızın yarısı AB’ye, kredilerimizin çoğunu AB menşeli bankalar ayarlıyor, doğrudan yatırımların kaynağı orası ve çok sayıda turist geliyor. Eğer ekonomik ilişkileri etkilemeden siyasi entegrasyonu kesebilsek, bu konu sadece liberalleri kasar, ama toplumsal etkisi çok sınırlı kalır. Bence bu pek mümkün değil.  Türkiye-AB ilişkilerinde izlenecek rotanın ekonomiye de yansımaları olacağı varsayımı ile hareket etmek en doğrusu.

Aradaki sorunlar çok bariz. Ankara Almanya başta AB’yi PKK ve FETÖ  terörüne kucak açmak ve Göçmen Anlaşması’nın koşullarını yerine getirmemekle suçluyor. AB ise FETÖ ve PKK temizliğinin en asgari demokratik şartları dahi ihlal ettiğinden şikayetçi.

Bu şikayetlerin yekununu Çarşamba günü yayınlanan AB Komisyonu İlerleme Raporu’nda bulabilirsiniz. Çok ağır eleştirilerle dolu, adeta üye devletlere ilişkileri dondurmayı öneren bir rapor bu. AB içinde Yunanistan ve Avusturya gibi devletler de müzakereleri dondurmak istiyor, Luxemburg ve adı bilinmeyen ama perde arkasında sıkı lobi yürüttüğünü tahmin etiğim başka devletler ise Ankara’ya ekonomik yaptırım uygulanmasını savunuyor. RTE ise AB’den bıkmış durumda, bir an önce ne yapacaklarsa yapsınlar diye meydan okuyor.

Şu anda AB’nin üyelik müzakerelerini dondurması veya Türkiye’ye yaptırım uygulaması söz konusu değil. Merkel Almanya’sı bu tedbirlere karşı, fakat ilişkilerde gerginlik oldukça dinamik. İlerleyen aylarda işlerin kötüye gitmesi olasılığı çok yüksek.

Böyle söylüyorum, çünkü Türkiye tarafında AKP’nin MHP’nin de desteğiyle milli menfaatler uğruna muhalif temizleme operasyonundan vazgeçeceği yok. İlerleyen günlerde CHP’ni bazı MV’nin gözaltına alındığını, ya da Sözcü gibi yayın organlarının da baskıya maruz kaldığını görürsek, ben şaşırmam.

Ayrıca, idam cezasının TBMM’ne gelmesi otomatik olarak ilişkileri bitirir.  AB karşıtlığı toplumda puan topluyorsa, AKP olası bir referandum kampanyasında bu konuyu oy devşirmek için de abartabilir. Özetle ilerleyen aylarda Ankara tutum ve söylemi ile AB’nin  sabrını taşırabilir.

AB cephesinde ise Merkel’in desteği sınırsız değil. Gelecek sene seçim var ve Hristiyan Demokratlar anketlerde çok iyi performans göstermiyor. Şansölye bir noktada kendi partisi ya da seçmenden gelen serzenişler sonucu Ankara’ya karşı daha sert tutum almaya zorlanabilir.

Pek, üyelik müzakereleri askıya alınırsa ne olacak? Kimilerine göre, üyelik zaten hayal olduğu için, vız gelir tırıs gider. Ama bu görüş çok miyop ve sığ. Daha darbeden önce Yıldırım’ın diplomasi doktrini “komşularla sorunları asgariye indirmek” değil miydi? 2 fasıl daha açılsın diye bir yerlerimizi yırtmıyor muyduk?  Bugün Rusya ile dostluğumuz var diye AB’ye sırtımızı dönmek kolay geliyor, ama Rusya ile ilişkilerin kalıcılığı sorgulanmaya muhtaç. Mesela, Trump Orta Doğu’dan elini-ayağını çekerse, Rusya bize karşı çok daha hükmedici bir tavır takınabilir.

Yatırımcılar açısında da müzakerelerin dondurulması Türkiye’nin Batı’dan koptuğunun en somut sinyali olarak algılanacak ve hepsini değilse bile bazılarını yatırımdan caydıracaktır. Gelecek sene GOP’a girecek sıcak paranın azalacağını tahmin ediyorum, cari açığımız ise genişleyecek. Bu ortamda sıcak parayı üzecek girişimler tehlikeli olur.

AB’nin mal ticaretinde ambargo uygulaması onların aleyhine olur, ne de olsa Türkiye ile ticaret fazlaları var. Ama yapmazlar diyememe, Rusya’ya  yaptılar mesela. Ama, Türkiye’nin asıl canına yakacak adım mali yaptırımlar olur. Türk bankalarına açılacak kredilere kısıtlamalar getirilebilir,  bazı şirketlerin kredi alması veya bono-tahvil ihraç etmesi toptan yasaklanabilir. Bazı siyasetçi ve işinsanlarına ziyaret ve ticaret yasağı gelebilir.

2017 risk ajandasını düzenlerken, bu olasılıkları muhakkak hesaba katmak gerekecek, çünkü başkanlık referandumu yoluna girerken AKP’nin tutumunu yumuşatması çok zor.

En son  olarak da size makro-manzarayı göstermek isterim:

  • Irak ve Suriye’de askeri maceraların eşiğindeyiz.
  • Irak ve Suriye politikamız İran ve Rusya ile aramızı bozabilir.
  • Kürt sorununu çözemedik.
  • Trump’ın bize karşı alacağı tutum net değil.
  • İçerde AKP’ye oy vermeyen %50’lik kesimde derin bir tepki var.
  • Başkanlık referandumu en az 4-5 aylık bir siyasi belirsizlik anlamına gelir.

Siyasi olarak çok riskli bir ortamdayız.  Bir de AB ile papaz olmanın hikmeti ben anlamadım doğrusu. Sizce vatandaşa etrafımızın düşmanlara çevrili olduğu algısını aşılamak ekonomiye yardımcı  olur mu?

 

Yazar: Atilla Yeşilada

Kaynak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir